Anlam Deyim Aktarması Ne Demek? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Bakış
Hayatımızdaki çoğu iletişim anı, dilin sadece kelimelerden ibaret olmadığını, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir yansıma taşıdığını bize gösteriyor. Toplu taşımada, işyerinde, hatta bir kafede sohbet ederken kullandığımız deyimler, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi derinlemesine meselelerle nasıl iç içe geçiyor? “Anlam deyim aktarması ne demek?” sorusu aslında bu meseleyi anlamanın anahtarı olabilir.
Deyimlerin Gücü ve Anlam Aktarması
Deyimler, dilin kısa yollardan, özel bir şekilde, bazı anlamları aktarmamız için kullandığı araçlardır. Her kültürde, toplumda, hatta bazen farklı sosyal sınıflarda farklı deyimler vardır. Bu deyimler, bir anlamı tek bir kelimeyle ya da kısa bir ifadeyle, bazen ise çok daha geniş bir toplumsal bağlamla aktarır. Fakat deyimlerin aktardığı anlam, zamanla toplumdaki farklı gruplar arasında değişir ve gelişir.
Örneğin, “erkek olmak” deyimi, sadece biyolojik bir cinsiyet değil, aynı zamanda toplumsal anlamlar taşır. İstanbul’daki bir metrobüs yolculuğunda, her gün şahit olduğum bir sahne var: Genç bir kadın, erkek yolcuların sürekli ona yer vermemesi nedeniyle durakta beklerken mızmızlanıyor. Ama sonunda, o kadın kendini savunmak zorunda kalıyor: “Erkek ol, senin de hakkın” diyor. O kelime, sadece bir cinsiyetin “hakkı”ymış gibi, toplumsal düzene dair küçük ama etkili bir anlam aktarıyor.
Toplumsal Cinsiyet ve Deyimler: “Erkek Olmak” ve “Kadın Olmak”
Toplumumuzda “erkek olmak” ve “kadın olmak” gibi deyimler, daha fazla erkek egemenliğine dayalı kalıpları ve toplumsal beklentileri ifade eder. “Erkek gibi davran” ya da “kadınlar ağlamaz” gibi deyimler, toplumsal cinsiyet rollerini pekiştiren, bir nevi insanları belli bir kalıba sokan ifadelerdir. Bu deyimler, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini görünür kılarken, aynı zamanda onu normalleştirir. Bir kadına “erkek gibi ol” demek, aslında ona sadece bir cinsiyet özelliği atfetmekle kalmaz, aynı zamanda bu özelliğin güç ve otoriteyle ilişkilendirildiği toplumda “erkek” olmanın bir başarı ya da olumlu bir şey olduğunu da ima eder.
Metrobüste, kalabalık bir sabah yolculuğunda gördüğüm bir sahne var: Genç bir kadın, kendisinden yaşça büyük bir adamla karşılaşıyor ve ona yer vermesini rica ediyor. Adam “Önce sen bir erkek ol, sonra o zaman yer veririm” diyerek gülümsüyor. Bu anekdot, toplumda hala kadınların, eşitlikçi haklar için savaşırken aynı zamanda erkekleşmeye ya da “erkek gibi” olmaya zorlandığını, yani toplumsal cinsiyetin, deyimlerin dili aracılığıyla nasıl bir toplumsal anlam aktardığını gözler önüne seriyor.
Çeşitlilik ve Deyimlerin Yansıması
Deyimler aynı zamanda toplumsal çeşitliliğin de birer yansımasıdır. Farklı grupların kullandığı deyimler, onların sosyal bağlamlarını, kültürel kimliklerini ve dünyaya bakış açılarını ifade eder. Özellikle azınlık gruplarının, toplumsal cinsiyet rollerine, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı geliştirdiği deyimler, bir anlam aktarma biçimi olarak güç kazanır. İş yerinde ya da sokakta, bazen duygusal zeka ve toplumsal farkındalık gerektiren bir durumun deyimle dile gelmesi, bir tür toplumun en küçük dilsel refleksi olabilir.
Aynı şekilde, kendini ifade etme biçimi, kimliğini dışa vurma şekli de bazen deyimler aracılığıyla gerçekleşir. LGBTİ+ bireylerin kullandığı bazı deyimler, toplumsal cinsiyet normlarına karşı çıkan anlamlar taşır. “Cinsiyet normları” veya “cinsiyet dışı olmak” gibi ifadeler, sosyal adalet bağlamında, toplumun her bireyinin kendini ifade etme özgürlüğünü savunan deyimlerdir.
Bir örnek: Çalıştığım sivil toplum kuruluşunda, kadınların ve LGBTİ+ bireylerin hakları üzerine sohbet ettiğimiz bir akşam, bir arkadaşımın kullandığı deyim, kafamda çok net bir iz bıraktı. “Eğer siz benim kim olduğumu anlamıyorsanız, benim de ne olduğum hakkında yorum yapmanıza gerek yok.” Bu, deyimsel olarak ne kadar güçlü bir anlam taşıyordu, düşündükçe fark ettim. Toplumsal cinsiyet normlarına, ırkçılığa, ayrımcılığa karşı verilen bir tür dilsel isyan gibiydi.
Sosyal Adalet ve Deyimler
Deyimlerin gücü, sosyal adalet bağlamında önemli bir rol oynar. Toplumdaki eşitsizlikleri, adaletsizlikleri ve ayrımcılığı dile getiren deyimler, bazen bireylerin haklarını savunma aracı olabilir. Kendi deneyimlerimden, sokakta ya da işyerinde kullanılan “Ayıp olmasın” gibi deyimlerin çoğunlukla toplumsal baskıyı, normlara uymayan davranışları engelleme amacı taşıdığını gözlemledim. Ancak bu deyimler, bazen o kadar yaygınlaşır ki, toplumsal normların sorgulanması neredeyse imkansız hale gelir.
Mesela, geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın kafede “Sen kadınsın, o yüzden bunu yapma” şeklinde bir uyarı aldığını duyduğumda, bu tür deyimlerin, kadınları sadece belirli bir rolde görme eğiliminde olduğunu fark ettim. Kadınlar ya da azınlık grupları, bu tarz deyimlerle sürekli olarak kendi kimliklerini ifade etme konusunda engelleniyor.
Sonuç: Deyimler ve Anlamları, Toplumsal Cinsiyetin ve Sosyal Adaletin Aynasıdır
Sonuçta, “Anlam deyim aktarması ne demek?” sorusunun cevabı, dilin toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletle olan derin ilişkisini anlamada yatar. Deyimler, sadece kelimelerden ibaret değildir; aynı zamanda toplumdaki güç ilişkilerinin, toplumsal normların ve eşitsizliklerin birer yansımasıdır. Günlük hayatımızda kullandığımız her deyim, bizi toplumsal bağlamla, geçmişin mirasıyla ve geleceğin hayalleriyle birleştirir. Kullandığımız her kelime, aslında bir anlam aktarmasıdır ve bazen bu anlamlar toplumsal cinsiyet ve sosyal adalet açısından önemli değişimlere yol açabilir.